Bir Kırık Cam Bir Kırık Türkü
Haber Aboneliği
* Email
İsim 
Abone Ol
 
En Çok Satılanlar

Bir Kırık Cam Bir Kırık Türkü

Ürün Kodu: 008
Ödül Puanı: 0
ISBN : 978-605-5009-22-9
Sayfa Sayısı : 152
Stok Durumu: Stokta var
Boyutlar: U: 19.00 x G: 13.00 x Y: 0.00
Yazar: Sevda Kuran
Fiyatı: 15.00TL
Sipariş:  
   ya da   
0 yorum  0 yorum  |  Yorum Yap

SEVDA KURAN ARKA KAPAK İÇİN YENİ DENEME

 

Sevda Kuran, Bir Kırık Cam Bir Kırık Türkü adlı bu kitabında toplam on yedi öyküye yer yermiş. Tüm öykülerin öznesi kadın ama aynı zamanda 1925’ten 1980 sonrasına evrilen bir ülke manzarası, sanki bir “karabasan fabrikası”...

1925’ten 1970’lere, 80’lere uzanan hem genel hem özel tarih bu öykülerde bir insan sıcaklığıyla sizi kucaklıyor. Acısı çok mu çok derin, çok mu çok katmanlı; hüznü çok mu çok derin, çok mu çok katmanlı…

Bu öyküleri okumak için yürek gerek. Bu öyküleri okumak için cumhuriyet tarihinin bir başka yüzüyle gerçek anlamda yüzleşebilme yürekliliği gerek. Ama bu “yüzleşme” gerçekleştirilemediği sürece ne bu ülke, ne de bu ülkede yaşayan “halklar” esenlik yüzü görebilirler. Katmanı çok acılı, hüzünlü öyküler, daha doğrusu yaşamlar, kaçınılmaz olarak hepimizi “esir” almaya devam edecektir. Dünümüz esirdi, bugünümüz esir… Peki, yarınlarımız?...

***

Yüzbaşı ağır ağır yaklaşıp eliyle birilerini işaret etmeye başlamıştı. Hareketleri çok ağır ve kesindi. Sanki kıpırdayan her organı, işaret için elinin her kalkışı resmedilsin, yüreklere, beyinlere yazılsın istiyordu. Yüzbaşı tarihe mal olmak istiyordu. Zamanın, “o an”ın herkesten çok farkındaydı. İşaret ettikleri yaşları on bir ile on dört arasında değişen erkek çocuklarıydı. Yani geleceğin isyancısı, eli silah tutacak olanlarıydı. Yüzbaşı konuşturmak için harekete geçmemişti. “Sonuç”a yönelikti yaptığı. “Nihai çözüm”dü. Çocuk “erkekler” birer birer ağıla götürüldüler. Kadınlar ve çocuklar olacakları kestirememenin şaşkınlığında, üzerlerine çevrili süngülerin korkusunda öylece bekliyorlardı. Yirmiye yakın oğlan çocuğu kapatıldı ağıla ve sonra on beş-yirmi yerden, on beş-yirmi askerin ateşiyle tutuşturuldu sarı samanlar ve çalı çırpı ve odunlar ve tezekler… Kara ve soğuğa inat müthiş bir alev ve ateş sıcağı sarmıştı köy meydanını. Sonra kadınların ve çocukların çığlıkları. Geç kalmışlardı. Paşanın askerlerinin bunu yapabileceklerini akılları kestirememişti. Nihayetinde hepsi din kardeşi, aynı peygamberin, aynı kitabın inananlarıydılar. Olamazdı, Müslüman Müslümana bunu yapamazdı. Ama olmuştu. Yüzbaşı tarih yazmak için parmağını kaldırmıştı.

Bütün çığlıklar bir anda sustu. Beklenmeyen bir şey olmuştu. Ağılın içinden, alevlerin arasından, on dört yaşının güzelliğinde, sapsarı saçları, masmavi gözleriyle Mehmet Şerif, yani Fidan’ın amcası oğlu, yani öbür amcası kızı Leyla’nın beşik kertmesi, yani Hace’nin en küçük oğlu sapasağlam dışarı fırlamıştı. Askerler, kadınlar ve yüzbaşı şaşkın, Mehmet Şerif korkulu. Sapsarı saçlarına sapsarı yüzü de eklenmiş, Palu’nun, Gökdere’nin, Murat’ın, meşeliklerin yardımını beklercesine korkulu gözlerini dağlara çevirmiştir. Yüzbaşı’nın eli yeniden havaya kalkmış, başı yeniden öne doğru eğilip onaylamış ve asker nişan alıp ateş etmeden Mehmet Şerif kurşun sızısı yerine alevlerin sıcağını tercih etmiştir. Belki de içeriden yükselen arkadaş, akraba çocuklarının çığlıkları karşısında birlikte yanmayı seçip kurşundan önce kendini ateşe atmıştır. Gerisi Diya Mehmet Şerif’in, yani Hace’nin Kürtçe ağıtları… Leyla’nın gizliden gizliye vurgun olduğu, beşik kertmesinin ardından yükselen delice çığlıkları ve havaya yayılan tezeğin ve yanık insan etinin kokusuydu…

 

*

ÖN KAPAĞA SERPİŞTİREBİLİRSEK

Pencereden bir taş geldi

Ben zannettim Mamoş geldi

Uyan Mamoş, Mamoş uyan

Başımıza ne iş geldi

 

Yorum Yap

Adınız:


Yorumunuz: Not: HTML'ye dönüştürülmez!

Oylama: Kötü            İyi

Doğrulama kodunu giriniz: