KURGU KÜLTÜR MERKEZİ
ANASAYFA KURGU YAYINLARI KURGU DERGİLER KAFE ETKİNLİKLER SİZDEN GELENLER FORUM TEMSİLCİLİKLER VİDEO

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

NAZMİ KİPEL / ROMAN GİBİ YAŞAMLAR

NAZMİ KİPEL / ROMAN GİBİ YAŞAMLAR

Tarih 17 Aralık 2013, 14:48 Editör KURGU KÜLTÜR

ANI-ROMAN, 304 SAYFA, ISBN: 978-605-5295-99-8, 20 TL
Nazmi Kipel, 1957 Yılında Hatay/Dörtyol ilçesinin Ocaklı köyünde annesiyle babasının yaptıkları “çamur-saman” karışımı iki göz odada, beş kardeşin “toplumun son keseni”, en küçükleri olarak dünyaya geldi. İlkokula Ocaklı İlkokulu’nda başladı. Babasının adı Mustafa Kipel, Hallo’nun oğlu Hızarcı Mustafa diye anılır. Babasının işleri bozulur, iflas eder. Yıllarca kaçak durumda yaşar, bir hiç uğruna tam on beş yıl yakalanmadan ailesini arkasından sürükler. Binbir güçlükle okutup büyütür... İlkokulu Mersin Cengiz Topel İlkokul’unda, ortaokulu Mersin Dumlupınar Ortaokul’unda tamamlar. Ortaokulda okurken aktif sporla uğraşır. Boks yapar. Okul takımına girer. Aranan sporcu oldur. Okullar arası spor müsabakalarında başarılı sezon geçiren Teyfik Sırrı Gür Lisesi’ne kaydını yaptırır. Ancak okullar arası maçlarda özellikle beden hocası sözünde durmadığı için başarısız öğrencilik dönemi geçirir. Bunun üzerine okulunu değiştirir. Dörtyol Deneme Lisesi’ne kaydını yaptırır ve kendisiyle özleşen Boks Sporu IDC Clup/İskenderun Demir Çelik Klübü’yle anlaşma yapar. Onlar da sözünde durmaz. Vaattler yerine getirilmez ve kısa bir dönem, iki yıl hayatını boks sporundan kazanır. Uzun zaman, bugün rahmetle andığı ablasının yanında kalır. Hem müsabakalara katılır hem okuluna gidip gelir. 75-76 yıllarında klasik kitaplarla, makale ve Devrimci-Gençlik yazılarıyla karşılaşır. 78 yılında birçok kez devrimci öğrenci olaylarından tutuklanır ve devrimci hareketin içinde görev ve sorumluluk alır. Yine bu yıllarda boks sporunu bırakır. Profosyonel devrimci olmaya karar verir. Okul bitiminden önce kendini cezaevinde bulur. İlk cezaevi deneyimini Osmaniye Ağır Ceza ve Tutukevi’nde geçirir. Cezaaevini bir nevi üniversite yılları olarak değerlendirir. Birçok kez içeri girer, çıkar. Mahkemeler birbirini takip eder. Deyim yerindeyse, yatağını cezaevine rehin bırakır; kitaplar, dergiler de öyle, nasılsa yine tutuklanır diye... Devrimci mücadelesini profesyonelce sürdürür. Antep’e örgüt çalışmaları için gider. Mücadele, malum 80 faşist darbesinden sonra kesintiye uğrar. Örgüte üye olmak ve örgütü sevk ve idare etmek, yaralama ve gasp suçundan aranır bu arada. Yakalanır, uzunca bir süreliğine özgürüğü elinden alınır. Derken sakıncalı askerlik, piyade dönemi… En önemlisi işsizlik, yokluk… İşsizlik nedeniyle Ankara’a göz eder. İletişim Yayıncılık’ta işe başlar. Anlaşamaz, kitap pazarlamaya yönelir. O da yürümez. Teyzesinin oğluyla çay evi açarlar. Beş yıl da böyle geçer. Arkadaşı ayrılır, tek kalır. Fazla sürdüremez. Bir arkadaşıyla tekstil işine başlar. Hâlâ tekstil işini yürütmektedir. Önce Ankara, sonra Bursa, İstanbul, şimdi Azerbaycan’da... Azerbaycan’da boş durmaz. Okumayı, yazmayı sürdürür. Paylaştıkça çoğalır. Şiirlerden ve denemelerden oluşan benim yoL-um adlı derleme kitabı 2013 yılında yayımlandı. Elinizdeki bu kitap, Roman Gibi Yaşamlar yazarın ikinci kitabıdır.

…Önsöz… Aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize sadece kendi gidecekleri yere kadar eşlik ediyorlar... Mark Twain Bu dünyada tuhaf şeyler olmuyor değil, aksine fazlasıyla… Hiç ölmemesi gereken bir arkadaşımın ölmesi ya da öldürülmesi gibi… Benim için çok önemli insanlardı hayatıma girenler ve sonra çıkanlar… Bu kitaba aktarmak istediğim ama aklımdan çıkıp giden, unuttuğum arkadaşlarım örneğin. Bugün onların bazıları hayatta olmalarına karşın anlatamadıklarım… Ne olur, unuttuğumu sanıp hiç kimse kırılıp incinmesin!... Unuttuğum veya unutmadığım, hatta unutamadığım arkadaşlarımın hepsi çok çok önemli kişiliklerdi… Hepsi birer roman kahramanıydılar elbette ama bazılarıyla karşılaşamamıştım, bazılarıyla çok kısa süreli bir birlikteliğimiz olmuştu. O nedenle özelden genele bir yansıma söz konusu edildiğinde, unuttuklarım da bu kitabın özneleridir, anıları taptaze, capcanlı olanlar da... Bugün bunların bazıları yaşamlarını sürdürmelerine karşın, bazıları ne acıdır ki aramızdan ayrıldılar… *** Ben bu kitapta bunlardan ikisine özel bir sayfa açmak istiyorum. Parmakla gösterilecek, memleketimin en güzide iki insanı bunu fazlasıyla hak ediyorlar… Bu iki güzel insanı bu kitapta anlatmak benim için bir vicdani borçtur. Bunu da herkesin bilmesini isterim. Biri, sessiz ama devrimci süreçte yardımlarını bizlerden hiç esirgemeyen ve hâlâ yoldaşım demekten gurur duyup keyifle bahsettiğim Namık Arı… İkincisine gelince… Herkesçe bilinen, sevilen, gittiği her yerde kendinden gıptayla söz ettiren; çocukla çocuk, büyükle büyük olmayı başarabilen ve tuttuğu her işi koparıp üstesinden gelebilen… Kendinden her koşulda saygıyla bahsettiren ve bu saygıyı sonuna kadar hak eden, ne yazık ki hayatta olmayan yoldaşım İlyas Ateşoğlu… İki yoldaşımı yazmadan gitmek olmazdı... Bu, hem benim devrimci kişiliğime yaraşmaz hem de bunları yazmakla bir şekilde onurlandırıp unutulmadıklarını, anılarının hâlâ ne kadar tazeliğini koruduğunu bilsinler istedim… Sonra okurun, iki yoldaşımın bu kitabın adsız kahramanları olduklarını bilsinler istedim… İkisi de devrimci, ikisi de örnek kişilik… Sevilen, sayılan, bu toplumun bağrından çıkan yiğit insanlar… Ve elbette, iki farklı kişilik… *** Herkes 12 Eylülde köşesine çekilip eşiyle, çoluğu çocuğuyla televizyon şeyredip, bira içip kuruyemiş çıtlatırken onlar, dönemin devrimci mücadelesinin gelişmesinde, “Devrimci giysilerimizi duvara astık, iş adamı olduk!” demeden hâlâ içimizde, aramızda varlık göstermişlerdir… Bilinenlerin aksine, en iyi devrimci yoldaşlarımdır… İlyas Ateşoğlu ve Namık Arı için, “Biz onlardan ümidi kestik!” diyenlere inat… Umudun her zaman var olduğunu ve bu gerçeğin gerçek temsilcileri devrimciler olduğunu topluma her zaman göstermişlerdir. Sonra, “Bu devrimcilik nedir ki?” diyerek devrimcileri çok ucuz eleştirenlerin tersine, bu iki yoldaşım her yönüyle saygı duyulacak devrimci bir duruş sergilediler. 12 Eylül faşist cunta döneminde dayağı gördüğü an pısıp herkesin birbirlerini gammazladıkları, neyi varsa ihbar ettikleri bir dönemde Namık Arı ve İlyas Ateşoğlu meydanlara çıkıp varlık gösterdiler. İnsanların iktidarın çanak yalayıcılarına dönüştükleri günleri unutup onlara eleştiri getirmeleri çok manidar karşılanmıştır!... Dörtyol halkı hiçbir zaman unutmayacaktır bu yoldaşlarımı… Bu arkadaşlarım öyle ucuz politikaların yapılamayacağını bu topluma devrimci duruşlarıyla kanıtlamışlardır. Bugün aramızda olmayan ama daima bizimle yaşayacak olan bir İlyas Ateşoğlu gerçeği vardır… “Sen bu ölümü hak etmedin be İlyas’ım!” Ölümünü duyduğum gün aklımdan, bilincimden, belleğimden klavyeme dökülen sözcüklerdir bunlar! Üzüntümün tarifi mümkün değildir… İnsanın yakın bir dostunun, ailesinden birinin ölmesi… “İçinde yeşil bir dal kırılmış” gibi gelir insana. Kırılmıştır da… Bu toplum İlyas Ateşoğlu’nu asla unutmuyacaktır. Yoldaşları olarak bizler, özelde Dörtyol halkı her zaman gurur ve saygıyla anacaktır… Bugün bu arkadaşımız aramızda bulunmasa dahi, bizim gönlümüzde ve mücadelemizde her zaman yaşayacaktır. Şu an İlyas’ın “yeşeren dalları kurumuş” olsa da ve devrimci mücadelemizde yanımızda bulunmasa da o kalbimizde yaşadığını her zaman hissedecektir… Kıvrılıp atılan bir kitap olmadığını veya tozlu raflarda, bir dosyanın arasında sıkışıp unutulan bir insan olmadığını göstermiştir. Anılarım sökün ettiğinde, “Kesin şu an bizler geçiyoruz hatrından,” diye söylendim. *** Sevgili İlyas’ım, Herkesin bir “egosu” vardır ve özünde bencilliği... Sakın “yok” deme! Var işte!... Kardeşim, ne yazık ki “yaratıcı devrimci” olamadık! Yenildik! Ama sen ne demek istediğimi anladın. Bu davanın bitmediğini, yeniden boy verip, çiçek gibi açıp kalplerde yeşerdiğini/yeşereceğini biliyorsun... “Sakın delilik yapma Pokisçi!” dediğin günlerde dahi zaten delilik sırama ne kalmıştı ki… Ölümle yaşam arasında ince bir çizgi... Herkes bir gün bunu tadacak. Ölüm denen şey doğanın bir yasası; herkes sonsuzluğu bir gün tadacak… “Artık sözün bittiği andır,” demeden dost düşman anlamalı. Bu dünyanın geçiciliğini herkes biliyor. Herkesin bildiği bir başka gerçek de senin yanına gelineceğidir… Bu gerçeği kim, nasıl değiştirebilecek ki?... Kara toprak gerçeğini değiştirebilecek bir canlı var mı ki?... Toprak Ana kollarını açmış beklerken hepimizi bir şekilde kucaklamayacak mı? Erken gitmişin ya da geç, ne fark eder ki?... Doğanın kendi içindeki devingenliği değil mi bu? Bu gerçeği kim, nasıl inkâr edebilir ki? Sevgili dostum, O büyük gün geldiğinde belki müthiş bir an sayılmayacak, sevenlerin gözyaşları gibi… Ama o gün güneş vakitsiz doğacak… Yine de sen orada, o müthiş günde sessizce bizi bekliyor olacağından, karanlıkları yırtarak bizleri karşılayacağından hiç kuşkum yok… Evet, sevgili dostum, Kim bilir, belki de “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak,” diyeceksin… Bunları söylediğin gün belki de yanında olacağım… Sen adam gibi adam oldun be dostum! Her zaman yoldaşların yanında… Her devrimci eylemi destekledin. Bu halk seni asla unutmayacak, kalbinden söküp çıkarmayacaktır! Ömrün uzun olsun diyemiyorum... Ama ardında bıraktıklarının ömrü uzun olsun… Seni seven yoldaşın: Nazmi Kipel…

Bu haber 445 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Etkinlikler

MÜCAHİT ÖZDEN HUN / MİZAH ANSİKLOPEDİSİ II

MÜCAHİT ÖZDEN HUN / MİZAH ANSİKLOPEDİSİ II Mizah, İSBN: 978-605-5009-37-3, FİYATI: 20,00 TL Mücahit Özden Hun, Iğdır doğumludur, İTÜ Elektrik Fakültesi’nde...

ERMAN BAZO / DAĞLARIN VE ÖKSÜZÜN GÖLGESİNDE

ERMAN BAZO / DAĞLARIN VE ÖKSÜZÜN GÖLGESİNDE Şiir, 64 sayfa, İSBN:978-605-5009-34-2, Fiyatı: 10,00 TL Erman Bazo, 1986 yılında Adana’da doğdu. Bazo’nun Eser...


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi